Acı bir insanın yüzünden nasıl böylesine duru bir güzellikte akardı ve o adamın acısı ancak kalemine böyle aşık ederdi ki ?
...
Sahi sen hangi karanlık düş'ten düştün böyle?..
Kalemine hüznünü veren renk siyahtı ve senin yüzüne yakışan renkte bu hüzüne aitti.
Asildi..!
Ben ise kırmızıydım ; ateşin korunu yazgım bilip kızıla çalmıştım saçlarımdaki her t/eli..
Yaslasaydım başımı omzuna belki , saçlarıma değebilirdi ellerin. Bulaşmasın diye sırf o eller yüreğimdeki kızıla, ben kendi düşümdeki maviyi seçtim..
Belli ki ben senin kaybettiğin o eksik yanına ait acıdaki diğer yüzdüm.
Yarandan öpüpte bulaşmıştım adına ait bu acıya.
Ve bu acı dudaklarımda bir dua gibi sayıkladı adina ait harflerini...
Vardığım sen secdelerinin kıblesi yönünü şaştı. Bu yüzden kabul görmedi tanrı katında, umuda dair ettiğim kelamların hiç biri..
Ne kirpiklerin olabilir/d/im yaşlarını tutabilmek için.
Ne de kalemine acıyı akıtan mürekkep olabilir/d/im yüreğinin yakarışını anlatan.
Ben anca göğ(s)ünde nadasa bıraktığın yüreğine c/an olabilir/d/im.
.
Şimdi seninle hangi saklamaklı düşün koynunda , hangi kayıp kelimelerle konuşurum?
Sen acını siyah'a boya..
Ben gelir yine onu, en asil yerinden bulurum..!..
Ve sen adam !
Gel de vur beni tam da senden , vurduğun yerden ben ölürüm serde sen varken.